BAŞ BELASI BİR PAPAZ

0
66

Türkiye-ABD ilişkilerinin kriz noktasına gelmesinin bir numaralı sorumlusu ABD Başkanı Donald Trump ve onu yöneten arkasındakilerdir. Trump’ı adeta bir hokkabaza döndüren bu kukla oynatıcıları, ABD’yi sadece Türkiye’nin değil dünyanın gözünde rezil ediyor, güvenilmez kılıyor. Bu ülkeyi, eline kılıç alıp önündeki küreye bakarak karanlık işler peşine düşerek medyum havalarında poz veren sözde liderlerin ülkesi zanneden Trump, Türkiye’nin dik duran Başkanı Erdoğan ve onun arkasında dimdik duran Türk Milleti sayesinde hiçbir ABD başkanının yaşamadığı rezilliklere battı.

Türkiye ile ABD arasında yaşanan ve tüm dünyanın dikkatle takip ettiği gerginlik, doğrudan Türk ekonomisini, Türk Milletini hedef alan bir açık savaşa dönüştü. Sebep? Papaz görünümlü bir CIA ajanı olan Andrew Craig Brunson’ın tutukluluğu… Trump diyor ki, ‘papazı bırakın’! Türkiye diyor ki, ‘buna yargı karar verir…’

15 Temmuz’daki Türkiye’yi işgal amaçlı darbe girişiminin baş sorumlusu, suçlusu Fetullah Gülen haininin korunup kollanması, iade edilmemesi; Irak ve Suriye’de PKK ve türevi tüm terör örgütlerinin beslenip büyütülerek Türkiye için bir tehdit haline getirilmesi, F-35’ler konusunun akıl ve hukuk dışı bir zemine çekilmesi, Türk adaletine hesap veren tutuklu bir papaz için olmadık hukuksuzluklara başvurulması, 2 Türk Bakan hakkında yaptırım kararları alınması ve ardından gerçekleştirilen dolar saldırısı bu işin bir papaz meselesi olmanın çok ötesinde bir anlam ve önem taşıdığının gösteriyor.

PAPAZ HAKKINDAKİ İDDİANAME ÇOK ÇARPICI

ABD tarafı, ‘iyi bir insan’ diye tanımlasa da, onlar için ‘iyi’ olan bu papaz görünümlü ajan Türkiye açısından tam bir tehdit. Terör örgütleri FETÖ ve PKK adına 9 Aralık 2016’da suç işlediği iddiasıyla tutuklanan ABD’li papaz Brunson hakkında İzmir Cumhuriyet Savcısı Berkant Karakaya tarafından hazırlanan iddianamede, din adamı görüntüsü altında söz konusu terör örgütleri adına suç işlediği ve genel stratejileri kapsamında eylem birlikteliği içinde olduğu, örgütlerin amaçlarını bilerek ve isteyerek iş birliği yaptığı belirtiliyor.

Brunson’ın FETÖ’nün üst düzey mensupları ile kod isimlerini bilerek görüştüğü, bu kapsamda örgütün sözde eski Ege Bölgesi imamı ve firari Bekir Baz ve yardımcısı Murat Safa ile hakkında ‘silahlı terör örgütü üyesi olmak’ suçlamasından dava açılan tutuklu sanık Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı Taner Kılıç ile görüşmeler yaparak strateji belirlediği ifade ediliyor.

Ya şuna de demeli? Brunson’ın ABD’li bir askere gönderdiği 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin başarısız olmasından üzüntü duyduğuna ilişkin mesaj içerikleri de bulunuyor iddianamede. Cep telefonundaki “Türkleri sallayacak bazı olayları bekliyorduk. İsa’ya dönmek için gerekli koşullar oluştu. Darbe teşebbüsü bir şoktu. Birçok Türk geçmişte de olduğu gibi askeriyeye güvendi ancak bu sefer çok geçti. Ve darbe teşebbüsünden sonra bu başka bir sallama. Sanırım olaylar daha da kötüye gidecek. Sonunda biz kazanacağız” mesajı da dosyada yer alıyor. Teknik incelemede de sanık Brunson’ın, görüşmediğini öne sürdüğü FETÖ’nün sözde Ege bölge imamı firari sanık Bekir Baz ile birbirlerine çok yakın yerde 293 kez GSM sinyali de tespit edilmişti.

Tüm bunlara rağmen, İzmir’de, terör örgütleri FETÖ ve PKK adına suç işlediği, casusluk yaptığı iddiasıyla hakkında 35 yıl hapis cezası istenen ABD’li din adamı Andrew Craig Brunson’ın tutukluğu, “sağlık sorunları” dikkate alınarak ev hapsine çevrildi.

PENCE VE TRUMP’IN TEHDİTLERİ

Türkiye’nin bu iyi niyetli yaklaşımı ABD tarafında tam bir azgınlığa yol açtı. Önce ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Türkiye’de Ekim 2016’da tutuklanan ve dün ev hapsine alınması kararı verilen rahip Andrew Brunson’un serbest bırakılmaması durumunda Türkiye’ye yaptırım uygulanacağını söyledi.

Din özgürlüğü üzerine yapılan üç günlük bir konferansın kapanışında konuşan Pence, Andrew Craig Brunson’ın hemen serbest bırakılmaması durumunda “Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’ye ciddi ekonomik yaptırımlar uygulayacak” ifadelerini kullandı.

Pence, yaptığı konuşmanın ardından Twitter hesabından da konuyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Pence’in konuyla ilgili paylaşımlarında şu ifadeler yer aldı:

“ABD Başkanı adına Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk hükümetine bir mesajım var. Pastör Andrew Brunson’u şimdi serbest bırakın ya da sonuçlarla yüzleşmek için hazır olun. Eğer Türkiye, bu masum inanç adamını serbest bırakmak için hemen harekete geçmezse ve onu Amerika’ya yollamazsa Birleşik Devletler, Pastör Andrew Brunson serbest kalana kadar Türkiye’ye ciddi yaptırımlar uygulayacak.”

ABD Başkanı Donald Trump, terör örgütleri FETÖ ile PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla yargılanmasına devam edilen ABD’li din adamı Andrew Craig Brunson’ın serbest bırakılmaması durumunda Türkiye’ye geniş yaptırımlar başlatacağı tehdidinde bulundu.

Trump, Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “ABD, büyük bir Hristiyan, aile babası ve muhteşem bir insan olan Papaz Andrew Brunson’ın uzun süreli tutukluğu nedeniyle Türkiye’ye geniş yaptırımlar uygulayacak. Bu masum inanç adamı derhal serbest bırakılmalı! ” ifadelerini kullandı.

Öte yandan, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi, Türkiye’de terör örgütleri FETÖ ve PKK’dan yargılanan ABD’lilerin tutukluluk hallerini gerekçe göstererek hazırladığı ve Türkiye’nin uluslararası kuruluşlardan kredi almasını kısıtlayan tasarıyı kabul etti.

DIŞİŞLERİ VE BAKAN ÇAVUŞOĞLU

Bu açıklamalar Türk yargısına müdahale, Türkiye’ye bir saygısızlıktı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, NATO üyesi Türkiye’nin yargısına müdahale eden ABD Başkanı Donald Trump’a, Twitter hesabından karşılık verdi.

Bakan Çavuşoğlu, “Kimse Türkiye’ye dayatmada bulunamaz. Hiç kimsenin tehdidine müsamaha edemeyiz. Hukukun üstünlüğü istisnasız herkes için geçerlidir.” paylaşımında bulundu.

Dışişleri Çavuşoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile konuya ilişkin bir görüşme gerçekleştirdi.

Dışişleri Bakanlığ da yaptığı açıklama ile tepkisini gösterdi. Bakanlıktan, Trump’ın Türkiye’yi yaptırımla tehdidine ilişkin, “Türkiye’ye kimse emir veremez ve tehdit edemez.” açıklaması yapıldı.

Ayrıca, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile telefon görüşmesi yaptı. Bakan Çavuşoğlu o görüşmede Pompeo’ya hukuk kurallarının herkes için geçerli olduğunu ve Türkiye’nin kimseni tehdidine boyun eğmeyeceğini söylemişti. İki bakanın bugünkü görüşmesi gerilim sürerken kurulan ikinci temas niteliğinde. ABD Dışişleri Çavuşoğlu-Pompeo konusunda yazılı açıklama yaptı. Açıklamada “Rahip Brunson konusunun çözümü için girişimler devam edecek. İki tarafın ortak kaygıları dile getirildi.” denildi.

ABD’DE HER KAFADAN BİR SES ÇIKIYOR

Artık alıştığımız bir Amerikan tiyatrosu da sahnedeydi. Bir taraf ipleri iyice gererken bir başka taraf alttan alıyordu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo arasında gerçekleşen telefon görüşmelerinin ve birebir görüşmelerin, Papaz Andrew Craig Brunson konusu adına önemli bir işaret olduğunu belirtti.

Nauert, Çavuşoğlu ile Pompeo arasındaki görüşmeye atıf yaparak, “Telefon görüşmesi yapmış olmak önemli bir işaret. Sohbet etmiş olmaları kesinlikle zarar vermez, biz bu yüzden diyaloğun önemine güveniyoruz” ifadesini kullandı.

TÜRKİYE’DEN TEPKİLER HEMEN YÜKSELDİ

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD’li din adamı Andrew Craig Brunson’un serbest bırakılmaması halinde “Türkiye’ye yaptırım uygulayacağı” şeklindeki tehdidine ilişkin sosyal medya hesabı Twitter üzerinden paylaşımda bulundu.

Oktay, paylaşımında şunları kaydetti:

“Türkiye bir hukuk devletidir ve Türk adaleti herkese eşit mesafededir. Ucuz tehditlere karşı da tahammülümüz yoktur. ABD’li muhataplarımız, millet adına hüküm veren Türk yargısının kararlarına saygı duymak zorundadır.”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da hemen tepkisini gösterenlerdendi. Kalın, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Papaz Brunson’ın serbest bırakılmaması halinde “Türkiye’ye yaptırım uygulayacağı” şeklindeki tehdidine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

ABD yönetiminin açıklamalarının bir NATO müttefiki olan Türkiye’ye yönelik kullanılan tehditkar dilin kabul edilmesinin mümkün olmadığına dikkati çeken Kalın, şunları kaydetti:

“FETÖ konusunda bugüne kadar hiçbir adım atmayan Amerika Birleşik Devletleri yönetimi, bağımsız Türk yargısının yetki alanında olan bir hususu bahane ederek Türkiye’ye karşı tehditler savurarak netice alamayacağını bilmelidir.

Amerika Birleşik Devletleri, kendi çıkarlarına ve müttefiklik ilişkimize daha çok zarar vermeden, bir an önce tavırlarını gözden geçirerek yapıcı bir zemine dönmelidir.”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın bir başka açıklamasında ise, “ABD yönetiminin, Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlaması durumunda bu ilişkiyi kurtarmak ve ileri götürmek hala mümkün olabilir.” dedi.

MASLAHATGÜZERİN AÇIKLAMASI

ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’den iadesini istediği ve terör örgütleri adına suç işlediği iddiasıyla yargılanan ABD’li Papaz Brunson, ev hapsine karar verilmesinin ardından İzmir Buca F tipi Kırıklar Cezaevinden yoğun güvenlik önlemleri eşliğinde çıkmış ve İzmir Kahramanlar’daki evine getirilmişti. Yaşanan bu gelişmelerin üzerinden 24 saat geçmesiyle de ABD Ankara Büyükelçisi Maslahatgüzarı Philip Kosnett, Andrew Brunson’u evinde ziyaret etti.

Kosnett, yaklaşık yarım saat süren görüşme sonrası kısa bir açıklama yaparak, “Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklama gibi bunu memnuniyetle karşılıyoruz; ancak bu geçici bir adımdır. Andrew serbest kalana kadar çalışmalarımıza devam edeceğiz. Amerikan diplomatik misyonunda çalışan haksız yere tutulan Türk vatandaşlarının da serbest bırakılana kadar çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.

ABD Savunma Bakanı Jim Mattis ise, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’ye yönelik yaptırım tehdidinin iki ülke arasındaki askeri ilişkileri etkilemediğini, Türkiye ile yakın çalışmaya devam ettiklerini söyledi.

Mattis, Savunma Bakanlığı (Pentagon) basın ofisinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, Trump’ın Türkiye yönelik yaptırım tehdidini hatırlatarak, Türk-Amerikan ilişkilerindeki tansiyonun askeri ilişkileri etkileyip etkilemediğini sorması üzerine Mattis, “Türk-Amerikan ilişkileri ve askeri operasyonlarına bir etkisi olmadı. Şu aşamada, Türkiye ile yakın çalışmaya devam ediyoruz.” yanıtını verdi.

Senato’nun, Türkiye’ye F-35 uçaklarının verilmesini geçici olarak askıya alınmasını savunma bütçesine ilişkin yasa tasarısına eklediği hatırlatılarak, bunun Türk-ABD ittifakını nasıl etkilediğine ilişkin bir soruya ise Mattis, bu tasarının da askeri ilişkileri etkilemediğini ifade etti.

TEHDİDE DEVAM ETTİLER

Ortamın yumuşaması adına Türkiye elinden geleni yaparken ABD tarafı tam bir kabadayı üslubuna büründü. ABD Başkan Yardımcısı Pence, “Rahip Andrew Brunson’ın ev hapsine alınması yeterli değil. ABD, Brunson serbest bırakılana kadar Türkiye’ye yönelik yaptırım uygulamaya hazır” ifadeleriyle Türkiye’yi yeniden tehdit etmeye kalkıştı.

Beyaz Saray Sözcüsü Sanders da, papaz Brunson’ın ev hapsini gerekçe gösteren Beyaz Saray, adaletsiz uygulamalarla karşı karşıya kaldıklarını bahane ederek, “Türk İçişleri ve Adalet Bakanı’na yaptırım uygulanacak” sözleriyle skandal bir açıklamaya daha imza attı.

MHP lideri Devlet Bahçeli, ABD’nin iki bakan hakkında aldığı yaptırım kararına ilişkin yaptığı açıklamada “ABD yönetimi haddini çoktan aşmış, kırmızı çizgiyi çoktan geçmiş, hakkında şaibe ve şayiaların zirve yaptığı tartışmalı bir papaz uğruna müttefiklik müktesebatını hiçe saymıştır. ABD-Türkiye ilişkileri itibar ve irtifa kaybıyla sarsılmaktadır. ABD’nin kararı kepazeliğin somutlaşmış halidir” ifadeleri ile tepkisini dile getirdi.

KONU MGK BİLDİRİSİNE YANSIDI

Gelişmeler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında da ele alındı ve toplantının ardından  yayımlanan bildiride, MGK toplantısında ülkenin güvenliğini yakından ilgilendiren önemli iç ve dış gelişmelerin bütün yönleriyle ele alındığı, başta FETÖ/PDY, PKK/PYD-YPG ve DEAŞ olmak üzere milli birliği tehdit eden tüm terör örgütlerine karşı yurt içinde ve yurt dışında icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi arz edildiği, mücadeleye aynı azim ve kararlılıkla devam edileceği belirtildi.

Bildiride, ABD ile ilişkilere yönelik, şu ifadelere yer verildi:

“ABD’nin ülkemizin her türlü sorumluluğunu yerine getirdiği savunma sanayisi projelerini, milletlerarası antlaşmalara aykırı şartlara bağlayan kararının ve açıklamalarının, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığa ve güven ilişkisine telafisi mümkün olmayan zararlar vereceği vurgulanmıştır. ABD tarafından ülkemize karşı kullanılan tehdit dilinin ittifak ilişkilerine saygısızlık olduğu ve asla kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Türkiye’nin gerek ikili ilişkileri, gerekse ittifaklar çerçevesindeki tüm yükümlülüklerine bağlı olduğu kadar haklarına da sahip çıktığı, ülkemizin bu yaklaşımına saygı duyulmasının beklendiği kaydedilmiştir.”

ERDOĞAN: TEHDİT BİZE SÖKMEZ

FETÖ ve PKK işbirlikçisi ajan, papaz Brunson’ın serbest bırakılması için tehditler savuran ABD, küstahlaşırken Ankara’nın tepkisi de giderek sertleşti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD ile yaşanan Rahip Brunson olayına ilişkin açıklamalarda bulunurken, “Bizi tehdit etmek bir şey kazandırmaz, tehdit diline prim vermeyiz. Yargı bağımsızlığından taviz vermeyiz” dedi.

Erdoğan’ın açıklamaları şöyleydi:

“Her şeyi bildiride söyledik. Bize tehdit ifadeleriyle yaklaşma kimseye bir şey kazandırmaz. Biz NATO’da ABD ile en güzel dayanışmayı ortaya koyduk. Kore’de onlarla beraber olduk. Hala NATO’da en üst düzeyde dayanışmayı koyan Türkiye’ye böyle bir tehdit dili kullanmak asla yakışmaz.

Ve bu tür tehdit dili kullanmaya biz kusura bakmasınlar prim vermeyiz. Bizlerin karakterini onların çok iyi bilmesi gerekiyor. Biz kendileriyle ikili olarak görüştük. Biz tek söylem, tek dille bu konudaki kanaatlerimizi paylaştık, paylaşıyoruz.”

Temenni ederim ki, şu anda Dışişleri Bakanım ABD Dışişleri Bakanı ile bir araya gelecekler. Türkiye’deki dini azınlıkların yaptıkları açıklama çok çok manidar. Türkiye’nin dini azınlıklara yönelik en ufak sorunu yoktur.

Ama kalkıp da Amerika’da özellikle siyonist anlayışın bu tür tehditkar dil kullanmasını bizim kabul etmemiz mümkün değil. Biz inandığımız yolda bağımsızlığımızdan en ufak bir taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz.

MESUT YILMAZIN YAKLAŞIMI

Bu arada eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz, krize neden olan papaz Brunson ile ilgili olarak “Amerikalılar papaz serbest bırakılmasın diye böyle bir çıkış yaptılar” dedi.

ABD’nin verdiği tepkinin yersiz olduğunu belirten Yılmaz’a göre, “Amerikalılar papaz serbest bırakılmasın diye böyle bir çıkış yaptılar çünkü bu şekilde bir tehditle değil Türkiye’ye, Afrika’daki küçük bir kabile devletine bile bugün ki dünyada istediğinizi yaptırmanız mümkün değil. Normal şartlarda belki de mahkemenin ilk duruşmasında beraat edecek bir kişiyi şimdi daha zor duruma soktular.

Onun için bunun çok kötü bir diplomasi olduğunu düşünüyorum. Amerika’daki çok başlılığın açık bir tezahürü olduğunu düşünüyorum. Bir bakan ayrı konuşuyor bir başka bakan daha ayrı konuşuyor. Amerika çok ciddi bir yönetim krizi yaşıyor ve bu ister istemez ikili ilişkilerimizi etkiliyor.”

4 PARTİDEN ORTAK AÇIKLAMA

TBMM’deki 4 siyasi parti grubu, ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırım kararını ortak açıklama yaparak protesto etti.

AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş, CHPGrup Başkanvekili Engin Altay, MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay ve İYİ Parti Grup Başkanvekili Yavuz Ağıralioğlu imzalarıyla yayımlanan ortak açıklama, “ABD’nin tehditlerine halkımızın ortak dayanışması ve kararlılığı ile ‘hayır’ diyoruz” başlığıyla duyuruldu.

Açıklamada, ABD yönetiminin bir süreden beri Türkiye’ye yönelik dostluk, müttefiklik, ortak NATO üyeliği ile olduğu kadar ülkeler arası ilişkilerin uzun yıllar boyunca teşekkül etmiş değerleri bakımından da kabul edilemez tutum, beyan ve politikalarla yürüttüğü siyaseti ve nihayet bunun akıl ve mantık dışı son halkasını teşkil eden “Türkiye hükümetinin iki bakanına yönelik Hazine Bakanlığı eliyle yürürlüğe koyduğu yaptırım kararının şiddetle protesto edildiği” vurgulandı.

Bu tür uygulama ve tehditkar beyanların Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde ortaya çıkmış sorunları çözmeye yardımcı olmadığı gibi ayrıca bunlara yeni sorunlar ekleme niteliği taşıdığı belirtilen açıklamaya, şöyle devam edildi:

“Bilindiği gibi 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’ye yönelik alçak darbe teşebbüsünün mimarı, baş suçlusu Fetullah Gülen uzun yıllardan bu yana ABD’de oturmaktadır ve iadesine ilişkin hukuk temelindeki her türlü girişim adeta bir duvara çarpmış gibi hiçbir sonuç doğurmamıştır. ABD, sınır komşumuz olan Suriye’de Türkiye karşıtı terör gruplarıyla askeri ilişkiler içindedir ve bunların Türkiye için taşıdığı tehdit ve tehlikeyi hiçbir şekilde dikkate almadığı gibi adeta bile isteye bu politikaya yatırım yapmaya devam etmektedir. Öte yandan, Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığını ve gücünü olumsuz şekilde etkileme yönünde çeşitli sınırlama girişimlerinin yine ABD iç iktidar mekanizmalarında tehditkar bir şekilde gündeme taşındığı görülmektedir.”

Açıklamada, bütün bunlar ortadayken Türkiye’deki bir casusluk davasına ilişkin yargılama bahane edilerek Türkiye’yi sıkıştırma ve Amerikan kararları istikametinde davranmaya zorlama amacı güdüldüğüne dikkat çekildi.

AK Parti, CHP, MHP ve İYİ Parti gruplarının ortak açıklamasında, şu ifadelere yer verildi:

“Sürece İçişleri ve Adalet Bakanları’nın eklenmesini ve örneği görülmemiş bir şekilde iki bakanın şahsında doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının ve kurumlarının hedef alınmasını hiçbir şekilde kabul etmediğimizi, bu karar sahiplerini iki ülkenin ortak çıkarları için en ciddi düzeyde sorun doğurma kapasitesinde gördüğümüzü, bu tür yol ve yöntemleri Türk halkının onur ve vakarıyla reddettiğimizi, bu yönde atılmış ve atılacak her tür adıma karşı milletimizin ortak kararlılığını ve dayanışmasını ifade ettiğimizi, icra organının uluslararası mütekabiliyet çerçevesinde gereken karşılığı vermesinin hak olduğunu kamuoyuna duyururuz.”

TÜRK HEYETİ VE GERÇEKLER

Sorunların çözüm yoluna sokulması için ACBD’nin isteği üzerine 9 kişilik bir Türk ekibi Washington’a gitmişti. Görüşmeler gösterdi ki ABD’nin derdi müzakere değil şantajmış.

Brunson krizini çözmek için Washington’a giden Türk heyeti masada ABD’lilerin şantajıyla karşılaştı. ABD yönetimi hem Brunson’un kısa sürede tahliyesini hem de ABD vatandaşlığına geçmiş FETÖ’cülerin bırakılmasını istedi. 15 Temmuz’a açık destek anlamına gelen bu tavır nedeniyle masada müzakere olmayınca Türk heyeti ziyareti kısa kesti.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal başkanlığında Washington’a giden Dışişleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı temsilcilerinden oluşan heyet, Dışişleri Bakanlığı’nda yaklaşık 50 dakika, Hazine Bakanlığı’nda ise 1,5 saat süren görüşmelerde bulundu. Diplomatik yollardan çözüm yerine krizi daha da tırmandırma yolunu seçen ABD’nin tutumu nedeniyle görüşmelerden sonuç alamayan Türk heyeti Ankara’ya döndü. Görüşmelere ilişkin tek resmi açıklama kanalı ABD Dışişleri Bakanlığı oldu. Bakanlık Sözcüsü Heather Nauert, bakan yardımcılarının görüşmelerine ilişkin, “Papaz Andrew Craig Brunson da dahil ikili ilişkileri ilgilendiren birçok konuyu ele aldılar” ifadesini kullandı.

Papaz Brunson’un yanı sıra Türkiye’de darbe girişimi sonrası tutuklanan NASA çalışanı Serkan Gölge ile FETÖ tutukluları ABD’nin Türkiye’deki temsilciliklerinde çalışan Hamza Uluçay ve Metin Topuz da müzakerelere geçilmesi için tahliyeleri konusunda yazılı talep istenen isimler arasında yer aldı.

Türkiye ile ABD arasında diplomatik kanallarda yaşanan bu gelişmeler, Washington yönetiminin son yaşanan gerilimdeki asıl amacını da ortaya koydu. ABD’nin, Brunson diye bir derdi yok. Rahip Brunson üzerinden, ABD-FETÖ ilişkilerinin ortaya çıkarılmasını engellemeye çalışıyor. ABD, iki ülke arasındaki sorunlara ortak bir çözüm bulmak yerine Amerika-FETÖ ilişkilerini gözler önüne seren Brunson ve diğer FETÖ tutuklularını masaya taşımak suretiyle krizi daha da derinleştirmekten yana bir tavır almış durumda. Kurulan mekanizmalar üzerinden FETÖ elebaşlarının iadesi için önüne konulan belgeleri işleme koymak istemeyen ABD, bu yolla Türkiye’nin FETÖ’cülerin iadesi yönündeki ısrarını gölgelemeyi de amaçlıyor. Türkiye’nin Halkbank yöneticisi Hakan Atilla konusundaki talepleri karşısında da Amerika, bu kozunu İran’a yönelik yaptırım baskısını arttıracak bir unsur olarak vermeye yanaşmıyor. ABD, kriz diplomasisiyle açık bir şekilde Türkiye’yi Suriye, Rusya ve İran ile ilgili konularda sıkıştırmayı amaçlıyor. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füzesi satın almasına karşı F-35 yaptırımına hazırlanan Amerika, Suriye’de Türkiye’nin Rusya ve İran ile ortaklığı ve PKK/PYD konusundaki ısrarından da rahatsızlık duyuyor. Amerika, İran yaptırımlarına uymama konusunda sinyaller veren Türkiye’yi dize getirmeyi hedefliyor.

Başkan Erdoğan, ABD’nin Rahip Brunson ile ilgili olarak ‘Yarın saat 18’e kadar gönderin’ dediğini söyledi. Erdoğan,”Bizi tehdit ediyorlar. Biz çatladıkapı ülkesi değiliz” ifadesini kullandı. Erdoğan ayrıca, “Türkiye’yi küçük hesapları için karşısına alanlar bunun bedelini ödeyeceklerdir” şeklinde konuştu.

ERDOĞAN MEYDAN OKUYORUZ

ABD, öyle bir tavır içine girdi ki Türkiye de artık tavrını netleştirmek hatta sertleştirmek zorundaydı. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk milletinin iradesini sandıkta yönlendiremeyenlerin, her dönemde farklı araçlar denediğine işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Provokasyonla, darbeyle yapamadıklarını şimdi para ile gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Buna açık ifadeyle ekonomik savaş derler. Ülkemizde döviz kurunun, 15 Temmuz öncesi bulunduğu 2,8 lira seviyesinden bugün 6 lirayı geçmesinin ne ekonomik ne de mantıklı bir izahı vardır. Türkiye bundan 20 yıl önce Asya ülkelerinde yaşandığı gibi bir finans kriziyle mi karşı karşıya, hayır. Türkiye bundan 10 yıl önce Amerika ve İngiltere’de olduğu gibi bir mortgage kriziyle mi karşı karşıya, hayır. Türkiye, Yunanistan’ın 6-7 yıl önce olduğu gibi ilan ettiği gibi resmi bir iflas mı yaşadı, hayır. Buna rağmen kredi kuruluşları bak onu yine yükseltiyorlar, niye? Dedim ya ekonomik savaş.”

Üretimde, ihracatta, turizm ve ticarette bir daralmanın söz konusu olmadığına işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“Peki öyleyse kopan bunca fırtınanın sebebi nedir? Ekonomik hiçbir sebep yok. Peki bu işin bir adı var mıdır, vardır. Bunun adı Türkiye’ye operasyon çekmektir. Operasyonun amacı da ülkemiz ekonomisinin, savunma mekanizmalarını etkisiz hale getirerek, Türkiye’yi finanstan başlayıp siyasete kadar varan tüm alanlarda teslim almaktır. Türkiye’ye ve Türk milletine diz çöktürmektir. Trabzon’dan ilan ediyorum, oyununuzu gördük ve meydan okuyoruz. Şunu bilmelerini istiyorum, teslim olmayacağız, üretmeye devam edeceğiz. İhracatımızı artırmaya devam edeceğiz. İstihdamımızı genişletmeye devam edeceğiz. Fabrikalarımızın çarklarını işletmeye devam edeceğiz. Rekor büyüme oranlarıyla hedeflerimize yürümeye devam edeceğiz. Siz dolarla üzerimize gelirseniz, biz de başka yollarla işlerimizi yürütmenin çarelerini arayacağız.” diye konuştu.

“Terör örgütleriyle ilişkisi olan bir papaz için 81 milyonluk Türkiye’yi feda etmeye kalkışıyorsun. Kusura bakma, hukuk devleti olarak gereği neyse biz onu yaparız.” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Operasyonun amacı, Türkiye’yi finanstan başlayıp siyasete kadar varan tüm alanlarda teslim almaktır. Meselenin döviz kuru olduğunu, yargılanan papaz olduğunu, demir ve alüminyum vergisi olduğunu sanacak kadar basit düşünenler varsa, bir an önce silkinip kendilerine gelsinler. Tüm dünyaya ticaret savaşı açan ve buna ülkemizi de dahil edene cevabımızı yeni pazarlara, yeni iş birliklerine, yeni ittifaklara yönelerek veririz. Namusumuz bildiğimiz vatanımızı, ezanımızı, bayrağımızı, içimizdeki hainleri alçakları ve teröristleri maşa olarak kullanan emperyalistlere teslim etmedik.

“İyisiyle, kötüsüyle, sefasıyla, cefasıyla, sevgisiyle, kavgasıyla velhasıl her şeyiyle bu memleket bizim. Kendi vatandaşlarımız ve umudunu Türkiye’ye bağlamış yüzlerce milyon kardeşimiz için sonuna kadar mücadele edeceğiz.” ifadesini kullanan Erdoğan, hiç kimsenin Türkiye üzerinde ne siyasi ne askeri ne ekonomik ameliyata girişmesine izin vermeyeceklerinin altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk milletinin nice mücadeleleri bileğinin hakkı ile zaferle neticelendirdiğini, bu defa da başaracağını vurgulayarak, şunları söyledi:

“Meselenin döviz kuru olduğunu, yargılanan papaz olduğunu, demir ve alüminyum vergisi olduğunu sanacak kadar basit düşünenler varsa, bir an önce silkinip kendilerine gelsinler. Zaten burada Kılıçdaroğlu gibi düşünenler yok, ben bunu biliyorum. Çünkü yerli ve milli düşünme mantığı ne yazık ki bu zatta yok. Ama Sayın Akif Bey olumlu bir yaklaşım ortaya koydu. Ona teşekkür ediyorum. Ama Genel Başkanı bunu koyamadı. O ne yerlidir ne de millidir. Sayın Bahçeli’ye de teşekkür ediyorum. Hem yerlidir hem millidir. Türkiye, Çanakkale Savaşı’nda bir boğazın ve bir avuç toprağın müdafaasını mı yapıyordu? Türkiye, Çanakkale’de koskoca bir medeniyetin ve koskoca bir tarihin davasını savunuyordu. Onun için yüzbinlerce evladımız adeta geri dönmemek üzere gönüllü olarak Çanakkale’ye koşuyordu. Onun için 14 yaşında gençlerimiz şehit oluyordu.”

Kurtuluş Savaşı’nı, Türk milletinin yine aynı hissiyat, aynı inanç, aynı azimle verdiğini ve zafere ulaştığını dile getiren Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin, bir kez daha milletin “ya şehit olurum ya gazi” diyerek istiklali ve istikbali için yollara düştüğü bir imtihan olduğunu söyledi. Erdoğan, 15 Temmuz imtihanından başarıyla çıkıldığını, şehit ve gaziler verdiklerini ifade ederek, “Namusumuz bildiğimiz vatanımızı, ezanımızı, bayrağımızı, içimizdeki hainleri, alçakları ve teröristleri maşa olarak kullanan emperyalistlere teslim etmedik.” diye konuştu.

ÇAVUŞOĞLU: DİPLOMASİYE EVET DAYATMAYA HAYIR

Gelişmeler bu yönde ilerlerken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 10. Büyükelçiler Konferansı’nın açılışında konuştu.

Türkiye’nin ABD ile ilişkilerde üzerine düşeni yaptığını, yapıcı angajman ve diyalog konusunda ısrarcı olacağını belirten Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

“Her zaman olduğu gibi bu süreçte de yapıcı olduk. Diyalog taraftarı olduk ve sorunların diplomasiyle çözülmesi için kendilerine de düşüncelerimizi aktardık. Şunu da söyledik: ‘Tehditle, baskıyla ya da yaptırımla Türkiye’den herhangi bir netice alamayacağınızı öğrenmeniz gerekiyor. Diplomasi mi? Varız. Müzakere mi? Varız. Uzlaşı mı? Ona da varız ama uzlaşı kültüründe bir tarafın dayatması ya da baskısı yoktur.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bir başka konuşmasında ise, ABD’nin iç politika gerekçeleriyle Türkiye’ye getirdiği ilave gümrük vergilerini eleştirerek, “Trump vergileri yükseltmek yerine diplomasiyi denemelidir. Türkiye, DEAŞ’a karşı ön saflarda savaşan Amerikalı askerlerin bulunduğu İncirlik Üssü’ne ev sahipliği yapmaktadır. Bunun sahadaki karşılığı çok kritiktir. ” değerlendirmesini yaparak, İncirlik göndermesinde bulundu.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here