TÜRKONFED’den ‘TUZAK” zirvesi

0
209

TÜRKONFED’den ‘TUZAK” zirvesi

 

TÜRKONFED ve Daha İyi Yargı İşbirliği ile “refah için demokrasi” ana felsefesiyle düzenlenen “Yapısal Reformlar Zirvesi” gerçekleştirildi Zirve, TÜRKONFED Başkanı Orhan Turan, Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Mehmet Gün ve İç Anadolu Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (İÇASİFED) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Kurt’un açılış konuşmalarıyla başladı. Ahmet Kurt konuşmasında, “Herkesi Türkiye’nin tüm tuzaklardan kurtulması için iş ve güç birliği yapmaya çağırıyoruz” dedi. Zirvede, ‘orta gelir’, ‘orta demokrasi’ ve ‘orta eğitim’ tuzaklarından kurtulması gerektiği belirtildi.

“Yapısal Reformlar Zirvesi”nde, TÜRKONFED tarafından hazırlanan Türkiye’nin İkilemi: Orta Gelir ve Orta Demokrasi Tuzakları Politika Raporu da detaylarıyla ele alındı.

Moderatörlüğünü gazeteci Hakan Güldağ’ın yaptığı panele; Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Temsilcisi Alvaro Rodriguez, AB Komisyonu Türkiye Masası Şefi Bernard Brunet, Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Mehmet Gün, Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan katıldı.

TÜRKONFED ve KAİSDER Yönetim Kurulu Üyesi Yurdum Hasgül ile TÜKD’in İkinci Başkanı Meral Güler, katılımları ve sorularıyla; BAGİAD Yönetim Kurulu Üyesi Ayfer Ulusoy ile Akyurt Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Ali Tekin Çelik ve pek çok İÇASİFED’li katılımlarıyla zirveye katkı sağladı.

AHMET KURT: YAPISAL REFORM ŞART

Kürsüye ilk gelen isim olarak açılış konuşmasını gerçekleştiren ve “Herkesi Türkiye’nin tüm tuzaklardan kurtulması için iş ve güç birliği yapmaya çağırıyoruz” diyen. İÇASİFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Kurt şunları söyledi:

“Orta gelir tuzağı bir ekonomide kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamadan öteye gidememesi ya da belirli bir gelir düzeyine ulaştıktan sonra durgunluk içine girilmesini, özetleyen bir yaklaşımdır.

Orta demokrasi tuzağını ise Belli oranda bir demokratikleşme hızını yakalamış bir ülkenin ulaştığı demokratik düzeyde sıkışıp kalması halidir.

Belirli bir noktadan sonra bir ekonomide kişi başına gelirin arttırılabilmesi için o ekonominin içinde bulunduğu sisteme uygun atılımların yapılması gerekiyor. Ekonomi büyürken büyümenin kalitesi kalibre edilmezse büyüme gelişmeye dönüşemez.

Bu dönüşümü sağlayacak şey yapısal reformlardır.

Bu reformlar sadece ekonomiyle ilgili değildir. Eğitimde bilimsel kalite artışının sağlanmasından yargı bağımsızlığına, ifade özgürlüğünün desteklenmesinden vergi yüklerinin düşürülmesine kadar pek çok konu bu kapsamın içine giriyor.

Türkiye, yapısal reformlar için ne yazık ki en önemli fırsatlar sunan 2005 – 2009 arasındaki dönemi boş geçirmiş bulunuyor. O dönemde hem küresel krizin etkisi bu kadar yoğun değildi hem de dünyada likidite bolluğu vardı, Türkiye özelleştirmeler başta olmak üzere bir seferlik gelirlerden yoğun bir biçimde yararlanmıştı. Bu fırsat kaçırıldı. Türkiye son 10 yılda yapısal reform olarak adlandırılabilecek tek düzenlemeyi bankacılık alanında krizin empoze ettiği sonuçlar üzerine gerçekleştirdi.

2023’te 25 bin dolarlık hedefe ulaşılabilmesi için Türkiye’nin kişi başına gelirini her yıl 1500 dolar arttırması gerekiyor. Son 7 yıllık performansa bakarsak bunun mümkün olduğunu söylemek hayalperestlik olur. Bu hedefe ulaşmanın bir tek yolu Türkiye’nin teknoloji üretmeye başlamasıdır.”

GÜN VE TURAN’IN DEĞERLENDİRMELERİ

Daha İyi Yargı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Gün ise, açıklanan raporun, TÜRKONFED ile bir araya gelerek yargı hizmetlerinde kalite ve kalitenin unsurlarının iş dünyası açısından ne olduğunu ortaya çıkaran bir belge olduğunu söyledi.

TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan da, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması ve rekabetçiliği için ‘orta gelir’, ‘orta demokrasi’ ve ‘orta eğitim’ tuzaklarından kurtulması gerektiğini kaydetti. Turan, ekonomi ile demokrasi arasında doğrudan bir ilişki olduğunun unutulmaması gerektiğini belirtti.

Turan, şunları söyledi:

“Kalkınma için ekonomik faaliyetler artık yeterli değil. Yüksek demokrasi standardı, hukukun üstünlüğü, fikir ve ifade özgürlüğü gibi evrensel değerler, ekonomide güven ve istikrarın da anahtarıdır. Serbest piyasa ekonomisinde finansal istikrarı sağlamanın birincil koşulu bağımsız, güçlü kurumların varlığıdır. Güçlü bir ekonominin temelini güçlü kurumlar oluşturur. Bir ülkenin kurumları, gücünü demokrasiden alır. Hukuk devleti başta olmak üzere kurumlarımızı ve demokrasimizi güçlendirecek her adım ekonomimizi de güçlendirecek, finansal istikrara katkı yapacaktır. Ülkemizin ‘Orta Gelir Tuzağı’ndan kurtulmasının ve kapsayıcı bir ekonomik büyüme dinamiği yakalama hedefinin daha katılımcı ve kalıcı bir demokrasiye kavuşma hedefiyle örtüştüğünü aklımızdan çıkartmamız gerekiyor.”